Küçük Şeylerin Tanrısı / Arundhati Roy

Can Yayınları, 362 sayfa, Çeviren: İlknur Özdemir

„Ne en ufak bir kurgusu ne de öyküsü olan şaşırtıcı bir oyunun içine hapsolan iki oyuncu. Rollerinin içinde tökezleyen, bir başkasının acılarını çeken kişiler. Bir başkasının kederlerini kederlenen. Nedense bir başka oyuna geçemiyorlar.“

Arundhati Roy’a 1997 yılında İgiltere’nin en saygın ödülü olan Booker Ödülünü kazandıran bu roman 1960’lı yılların sonunda Hindistan’ın güneyinde geçiyor ve geri dönüşlerle anlatılıyor. Kast sistemine karşı gelerek  yaşanan bir aşkın bedelleri ve yarattığı sarsıntıların arka planında toplumsal tabular, siyasi çalkantılar ve kast sisteminin sert kuralları var.

Kurgusu, karakterlerinin hayatları ve içinde bulundukları ruh durumlarıyla kitap bana hep paramparça olmuş bir cam şişeyi anımsattı. Bu parçaları toplayıp bütüne ulaşmak mümkün gibi görünse de şişenin hasar görmemiş gibi kullanılması imkansız. Bu da yoğun bir keder tadı bırakıyor… Kitabın dili de kırık. Bazen bir çocuğun zihninde kırılıyor ve kelimeleri/hayatı tersten okuyoruz. Bazen de yan yana gelmezlerin çarpışmasıyla kırılıyor dil.

1960’ların Hindistanındaki siyasi çalkantılara, kast sistemine, ataerkilliğe, emperyalizme, ırkçılığa ve daha pek çok ‚ağır’ konuya dokunmasına rağmen kitabın dili oldukça şiirsel… Altını çizdiğim cümleler, hatta paragraflar oldukça çok. Kitabın şiirsel dilini aktarması için birkaç alıntıyla bitirelim:

Estha ve Rahel… Ammu’nun çift yumurta ikizleri.

„ Ammu’nun ölürkenki yaşındalar şimdi

Yaşlı değil.

Genç de değil.

Ama yaşanabilir, ölünebilir bir yaş. „

Küçük Şeylerin Tanrısı /Arundhati Roy

„Hiçbir şeyin fazla önemi olmazdı artık. Fazla bir şeyin önemi olmazdı. Daha az önemi oldukça da daha önemsiz olurdu. Asla yeterince önemli olmazdı. Çünkü Daha Kötü Şeyler de olmuştu.“

„Bazı yerlerde, örneğin Rahel’inki gibi ülkelerde, çeşitli çaresizliklerin başa geçmek için birbiriyle yarıştığını bilmiyordu. Ve kişisel çaresizliğin asla yeterince çaresiz olamayacağını da.“

„Sessizlik suyla şişmiş bir sünger gibi doldurdu arabanın içini… Güneş ürpertici bir iç çekişle parlıyordu. İşte ailelerin sorunu buydu. Sevimsiz doktorlar gibi onlar da insanın neresinin acıyacağını biliyorlardı.“

„Ne de olsa bir öyküyü yıkmak çok kolaydır. Bir düşünce dizisini bozmak. Bir porselen eşya gibi özenle oradan oraya taşınan bir düşün bir parçasına zarar vermek. Ama Velutha gibi bunları yapmamak, kendini oyuna bırakmak, ona uyum sağlamak çok daha zordur.“

Yorumlayan; Özgül

viyanakitapkulubu
viyanakitapkulubu
Articles: 13